Dün, mesleğimizin 135 yıllık geçmişinde bir ilke, verdiğimiz ortak önerge ile imza atmanın gururunu yaşadım.
Turist Rehberleri Odaları Birliği, kısa adıyla TUREB’in, 9 Mart 2025 tarihinde gerçekleşen Beşinci Genel Kurulu’nda toplanan elli altı imzalı önergenin kabul edilmesi ile Halikarnas Balıkçısı’nın doğum günü olan 17 Nisan (1890) Türkiye Rehberler Bayramı olarak kutlanması kabul edildi.
Cemiyet’te 2020 yılından bu yana Türkiye Rehberler Günü olarak kutluyorduk bu günü. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın doğum günü olan 17 Nisan, Genel Kurul’da verilen ortak önergenin kabulü sonrası bu yıl itibariyle bayram olarak kutlanmaya başlanacak.
Kamuoyunda mesleğimizin tanınırlığını arttıracak, en az bir yabancı dili iyi derecede öğrenmeyi özendirecek, bunu yaparken 135 yıllık mesleki geçmişten, tarih ve kültüründen gurur duyan nesiller yetiştirmek üzere teşvik edecek girisimleri tesvik edeceğini umduğumuz bayramımız şimdiden kutlu olsun.
Bugün, MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E İSTANBUL REHBERİ’nde sizlere takdim etmek istediğim isim Yusuf İzzettin Efendi.
İlk paylaşımımda bahsini ettiğim Kandilli Kız Lisesi’nin gizli kahramanlarından, hani bizlerin Resim Müzesi olarak bildiğimiz Dolmabahçe’deki Veliaht Dairesi’nin son misafiri olan Yusuf İzzettin Efendi. Lise’nin açılışında gösterdiği çaba ve katkılardan dolayı binlerce teşekkür edilen Yusuf Efendi eğitim yaşı gelmemesine rağmen beş yaşındaki kızını (okul toplum nezdinde kabul görsün diye) okula kayıt ettiren ve haftada bir iki gün gönderen şehzadedir.
Sultan Abdülaziz’in [gayr-ı meşru] çocuğu olarak dünyaya gelerek başlayan hazin öyküsü, babasının padişah olmasıyla döner gibi olsa da varlığın esenlik getirmediğine dair en hazin örneklerden biri olarak sonlanan Veliaht Şehzade Yusuf Izzeddin Efendi yazlarını (Seda Özen Bilgili’nin basılmamış yüksek lisans tezinde konu olarak işlediği) köşkünde geçirirdi. Sonraları Türk Ocağı’na dönüşen Türk Derneği’nin onursal başkanlığını yapmış ve tabutuna Türk bayrağı sarılmasını vasiyet eden ilk hanedan mensubu olmuştu. Çanakkale’de mevzileri gezdikçe şahit olduğu manzaralardan çok etkilendiği anlaşılan Yusuf İzzeddin amcası Sultan Murat gibi Çırağan sarayında senelerce hapis kalmaktan korkmuş ve ömrü hayatı boyunca babasının şehit edildiğini kabullenmemişti.
Bir gün Yıldız’ın üst taraflarındaki köşkünden Çekmece’ye doğru giderken yolda eğlendiklerini gördüğü çingenelerin mutluluğunu kıskanmış ve “ah şunlar kadar mesut olamadım” diyerek mutsuzluğunu paylaşmıştı.Evrakları arasında çıkan bir not kağıdına: “bu ikbal [ve] mes’udiyet-i ebedî zannettim. İnsanların bu kadar alçak ve deni(soysuz) olduklarını tasavvur etmedim” yazan Veliahtın “hınzır” [Arapça domuz] diye tabir ettiği anadolu yakasındaki köşkünde yaşayan şehzade Vahdettin’in tahta çıktığını görmektense ölmeyi tercih ettiğini defalarca söylemiş ve artık var olmayan köşkünde 31 Ocak 1916 günü akşamı hayatına son vermişti.
Vefatından sonra Divanyolu’nda Sultan Mahmut türbesine defnedilen Yusuf İzzeddin Efendi “eğitim ve irfandan nasibini alamayanların bile vatana karşı kayıtsız kalamayacağını düşünmüş, himayesine sığınılan vatana muhabbet beslemeyenlerin hayvandan da aşağı olduğunu, ilim ve irfan nuruyla aydınlandığı halde kalplerinde vatan sevgisi bulunmayanlara acıdığını” söylüyordu.
Cumhuriyet’in nasıl bir temel üzerine kurulduğunu göstermesi açısından önemli gördüğüm bir paragrafı, Ali Akyıldız’ın kaleme aldığı ‘Yusuf İzzeddin” adlı eserinin 420. sayfasından aktararak bitirmek isterim. 8 Ekim 1900 tarihinde günümüz Türkçesiyle “parlamento usulüyle idare olunan (devlet) vatandaşlarının monarşi ile yönetilenlere göre daha mutlu ve bahtiyar olduklarını söyleyerek öncelikle kişisel hakları ile mal ve mülkleri her türlü saldırıdan uzak olduğu için mutlu bir şekilde yaşayıp geçimlerini sağladıklarını ekler. Bu devletlerde zulüm ve saldırıdan korunmuş ve kişisel hakları garanti altına alınmış olduğu gibi, kanunlar onları başkalarının saldırısından korur. Böylece zihinleri ilim ve marifet nuruyla aydınlanmış olan bu ülkelerin halkı, keyfi idarenin zulmü altında inleyen halklar gibi zulüm ve istibdattan şikâyetçi değildir. Bu halklar keyfi idareyi kabul etmediği gibi devlet yönetimine katılma hakkını istemekten de geri durmazlar.” demesi sizlere de tanıdık geldi değil mi? Ruhu şad olsun.İşte
MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E böyle bir şehzade geçti bu dünyadan. Dahasını merak edenler yukarıda bahsini ettiğim eseri alarak okuyabilirler.
Bana gelirsek, bu anlattıklarımı bilinen anlamında bir tur olarak yapmanın yarardan çok zarar getireceğine kanaat getirdim. Çünkü insanlar turlara öğrenmeye değil eğlenmeye çıkıyorlar. Belki okullarda gençlere ders olarak okutulur belki ama Benim İSTANBUL REHBERİ’min turu olmayacak. Dileyen alıp okuyacak, kendisi gezecek vesselam.
Bakın, Kandilli kiz lisesi başta olmak üzere Türkiye’de kız liselerinin açılması fikrinin sahibi olmaktan öte bunu gerçekleştiren Ahmet Rıza Bey ne diyor:
“Vukufsuz ve malumatsız bir kadın evinin müdiresi, cemiyetin hakim-i manevisi olamaz”Bugünkü Türkçe’ye çevirmek istersek eğer “[Dünya’ya dair] Kavrama yeteneği ve bilgisi olmayan bir kadın evinin [idarecisi] yöneticisi ve toplumun manevi önderi olamaz”
‘MEŞRUTIYET’TEN CUMHURIYET’E ’e İSTANBUL’ Benim yüksek lisans tezimden sonra kaleme aldığım ikinci çalışmam olacak. Kısmetse bu sefer yayımlanacak. Ahmet Rıza Bey ile başlamamın nedeni yukarıdaki bu cümleler oldu. Iki gün kadar önce okumayı bitirdiğim hatırları (her anı yazarında olduğu gibi) kendi veçhesinden kaleme alınmış olsa da çok değerli bilgiler paylaşıyor.
Dünkü Yıldız ziyaretim muhtemelen olabilecek en yanlış zamana denk geldi. Ücretsiz olan girişin üstüne tek güvenlik olması yüzlerce kişinin güneşin altında beklemesine neden oldu. Muhtemelen Ağustos sonuna kadar böyle gider. Bundan dolayı 4 Ağustos Pazar günü yapmayı planladığım turu tekrar Eylül ayına çektik.
Yıldız Sağırlar Okulu’nun binasını arayışıma gelince hem olumlu hem olumsuz sonuçlandı. Annemin aynı okulda, aynı yatakhanede hatta aynı ranzayı paylaştığı arkadaşı sağ. Whatsap üzerinden video görüşme ile Sarayı dolaştık fakat binaya rastlamadık. D’aranco’nun Yaveranlar Dairesi değil zira tarif edilen bina 3 katlı, taş. Büyük Mabeyn bir okul için küçük fakat benzerlik gösteriyor derken aşağıdaki siyah beyaz fotoğraf geldi ve bende burasının ÇUKUR SARAY olduğu yönünde güçlü bir izlenim uyandı.
Sultan 2. Abdülhamit’in kızları için yapılan bu Harem dairesi Yıldız Teknik Üniversitesi’nin uhdesinde kalmış. Üniversiteyi aradığımda ise binanın Cumhurbaşkanlığına geçtiğini öğrendim. Youtube’da süre giden restorasyon ile ilgili Yasin Yıldız ile yapılmış bir video bulunuyor. İlginç ki burası da üniversite döneminde bir yurt işlevi görmüş ve tarif edilen kat düzeninde kullanımaya devam etmiş.Bu esnada bütün alanı görme imkanı buldum. Bu Sarayı gezmek için gerçekten 4-5 saati ayırmak gerekiyor. Çok güzel iki kafe, yakın döneme şahitlik eden onlarca bina ve nitelikli sergiler bulunuyor.
Derneğimiz, Tarih Kültür Turizm Rehberler Derneği, kurulduğu 2018 yılından bugüne mesleki hayata renklilik getirdi ve canlılık kazandırdı. Farklı oda ve dillerden, tamamen gönüllülük esasıyla biraraya gelen rehberlerin kurduğu TKTC’ye katılmak için mevcut üyelerin rızası yetmektedir. Bu yazının sonunda derneğimizin bugüne kadar yaptığı etkinlikleri paylaştığımız web sitesi, sosyal medya hesapları ve elektronik yayınımız Mikrofon’un sayılarının linklerine ulaşabilirsiniz.
Mesleğimizin itibarını arttırmak amacıyla kurduğumuz ve üstümüze aldığımız gerek ulusal gerekse uluslararası faaliyetler yürüttük. Bunlardan yeni birini 17 Nisan 2021 tarihinde Yönetim Kurulumuzun aldığı 31 sayılı karar çerçevesinde gerçekleştirmeyi arzu ediyor ve bu süreçte sizlerin de bu konuyu sahiplenmenizi diliyoruz.
NEDEN BUGÜN Üç yıla yakın bir süre, farklı zamanlarda yaptığımız girişimlerle yerel düzeyde bir rehberler günü / haftası konusunda yetkili merciyi ikna etmeye çabaladık. Daha fazla vakit kaybetmeden bu işi üstlenmeye karar verdik.
132 yıllık düzenleme tarihine sahip olan bizlerin yerel düzeyde kutlanacak bir haftaya sahip olması ve bu sayede turizm sektöründe kamuoyu yaratmayı sağlayacak bir girişimdir. Fiziksel olarak bulunmanın şart olmayacağı çeşitli etkinliklerle mesleğimizin yerel sorunlarını tespit etmeye, birbirimizi dinlemeye ve anlamaya dair fırsat yaratabilir, dahası konuyu yazılı ve görsel basına taşıyarak kamuoyu yaratmanın kapılarını da aralayabiliriz.
NEDEN 17 NISAN Her yıl 10 Nisan haftası kutlanan Turizm haftasını takip eden haftanın güzel bir tesadüfe denk geldiğini üç yıl önce farketmiştik. Türkiye rehberlerinin piri Halikarnas Balıkçısı adıyla tanıdığımız Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın doğduğu tarih olan 17 Nisan 1890 senesini başlangıç kabul etmenin doğru olacağını düşündük. 1890 yılı benzerleri arasında dünyanın en eski düzenlemelerinden biri olan ‘Seyyahin Nizamnamesi’nin de yürürlüğe girdiği yıl olması yönüyle ayrıca değerlidir.
Bundan sonra her yılın 17 Nisan tarihini Türkiye Rehberler Günü olarak, bu tarihi içine alan haftayı da Rehberler Haftası olarak ilk kez kutluyoruz. Sizleri bu gurura ortak olmaya davet ediyoruz. Böylesi önemli bir ilkin parçası olmaya bundan yıllar sonra ‘Ben de oradaydım’ diyebilmeniz için sizleri davet ediyoruz, gerek fikir gerekse eylemlerinizle vereceğiniz destekleriniz takdirle karşılanacaktır.
NELER YAPABILIRIZ? Konuya ilişkin tktcemiyet@gmail.com adresine yazabilir, dilerseniz bu çalışmalara bizzat bulunarak veya uzaktan destek vererek katılabilirsiniz.
Katkı sunulabilecek hususlar birkaç tanedir; birincisi yazılarınızla mümkün olabilir. Mikrofon’un gelecek sayısı meslektaşlarından gelen yazılara da açık olacak. Yazıların meslek ve ülkemizle ilgili olmasının dışında bir şart bulunmuyor. Yazılarınızı mikrofondergi@gmail.com adresine gönderilebilirsiniz. İkinci katkı da Bodrum’da yapılacak anmaya katılmak şeklinde olabilir. Üçüncüsüyse hafta boyunca dev edecek etiket (hashtag) kampanyasında yer alabilirsiniz.
Biliyoruz ki belirli bir düzen ve istikrarla harcanan her emek karşılığını er ya da geç bulacak, katkılarınız Türk Rehberlik tarihinin altın sayfalarından birine yazılacaktır.
Dışarıdan bakıldığında sekiz gün sürmüş gibi görünen ama aslında üç yıl önce başlayan uzun bir maratonu tamamlayıp evimiz Istanbul’a döndüm.
Ağustos ayında yolladığımız niyet mektubundan sonra başlayan süreçte varlıklarıyla bizlere destek olan tüm kurum ve kuruluşlara tek tek teşekkürü borç bilirim.
Bu yazı, esasen gelecekte bugünleri anlamak isteyenler, ikincil olarak günümüzde “ne yaptı bu Barış? nelerle uğraştı?” diye merak edenler için yazılmıştır. Konunun öncesini bilenler ‘Adaylık Süreci’ başlığından devam edebilirler.
ÖNCESİ Ege ve Akdeniz limanlarına uğrayan gemilerde başlayan kariyerimin lisanslı hale gelmesinin ardından ilk iş olarak (o dönem üye olmanın zorunlu olmadığı) Istanbul Rehberler Odası’na kayıt olmuştum. Ardından 2012 yılında kanunun çıkmasıyla beraber benim de kurucularından birisi olduğum TUREB hayatımıza girdi. 2013 başlarından itibaren tekrar, bu sefer tamamen yurtdışı turlarına ağırlık vermemle beraber tüm Avrupa’ya yayılan yüzlerce meslektaşımla tanışma ve iletişim ağı kurma imkânım olmuştu.
Odalarda ve Birlikte o kadar yıl emek verdikten sonra, uzaktan bakıldığında çok saygın görünen insanların dahi kendinden başka hiç kimse ve hiçbir şeyi umursamayan insanlar olduğunu farkedince yine bir avuç arkadaşla beraber derneğimizi kurmaya karar vermiştik. Iyi ki de yapmışız. Üyelerinden başka kimsenin karışamadığı bir tüzel kişilik olmanın tek çıkar yol olduğunu aşikardı. O gün bize gülenler, bizi lise mezunları dernekleriyle karıştıranlar mı çıkmadı? Gökkuşağı renklerine tahammül edemediği için aramızdan ayırdıklarımız mı olmadı, üyelerimize “ne gerek var o kadar aidat ödemeye” diyerek caydırmaya çalışanlar mı olmadı. Iyi ki de öyle yaptılar. Bu sayede yolumuza kişiliğinden emin olduğumuz insanlarla devam edebiliyoruz. Müteşekkiriz.
Öte yandan, gereksiz ve samimiyetsiz kalabalıktan uzaklaşmanın en güzel yanı artık tüm dünya rehberlerinin tanıdığı, varlığından haberdar olduğu cemiyetimiz oldu. Ihtiyaç tespitini doğru yapmış olacağız ki ardımızdan peşpeşe dernekler kuruldu. Belki şimdi o derneklerden bir federasyon kurarız kim bilir?
ADAYLIK SÜRECİ Kâğıt üzerinde 1 Ağustos 2021’de yolladığımız niyet mektubuyla başlayan bu süreç 2019 Ocak ayından bu yana aklımızda, gölümüzdeydi. Mesleğimizin 1890’dan bu yana tanındığı Türkiye, ilk kez bu kongreye aday oldu. Aslında gönlümüzdeki şehir İzmir’di. Federasyon, görece küçük ve turizm tanıtımına ihtiyaç duyan şehirlerin şansının yüksek olduğunu söylemişti bize. Izmir’in herkese mavi boncuk dağıtan belediye başkanı bizi de boncuklarla yolladıktan sonra elimiz boş kalınca haliyle biz de Istanbul üzerinde mutabık kaldık zira en azından İmamoğlu bu konuya sahip çıkar diye düşündük, çok yanılmışız. Inanın çok ama çok çabaladık. Kimsenin umursamadığı bir daireden bir yazı almamız dahi aylarımızı almıştı. O da son dakikada. O onbeş saniyelik videoyu almış olsaydık durum çok farklı olabilirdi. Ama yapmadı. Allah’ından bulsun demekten başka birşey gelmiyor elimden.
Sonra çok güzel bir şey oldu, ben devlet denilen aygıtla tanıştım. Bir sivil toplum örgütü lideri olarak gittiğim Istanbul Valiliğinden gördüğüm destek beni hem onurlandırdı hem geçmişte güçlü ve etkin kurumlarımızı yönetenlerin aslında ne gibi imkanları (iyi niyetle söylüyorum) kullan-a-madığını farkettirdi.
KONGRE HAKKINDA 2019 yılında katıldığımız kongrede seçtiğimiz Novi Sad amiyane tabiriyle turu patlatınca ibre çevrim-içi kongreye kaymıştı. Zaten iki yıldır çalışmıyorduk. Ne kadar yakın olursa olsun maliyet yüksek olacaktı, sanal kongre bizi kurtarırdı. Ama öyle olmadı, son anda hyrid kongrede karar kılındı ve apar topar Madrid’e gitmek zorunda kaldık. Bu kongrenin derneğimize maliyeti kabaca 1500 euro civarında oldu. Kaynağı sadece üye aidatları olan derneğimiz için büyük bir yük bu. Ve bizi izleyenler görecek ki biz bunu gelecek beş yıl içerisinde geri almakla kalmayacak, üzerine bir de dünya inşa edeceğiz.
NE ÖĞRENDİK? Neyi yanlış yaptığımızı, ya da neyi ihmal ettigimizi buldum. Hani deriz ya gezmek insanı olgunlaştırır, farklı kültürleri tanımak kendini hayatta daha sağlıklı konumlandırmaya yardım eder diye. Ben bu seferde farkettim ki aslında en çok gezmesi, görmesi ve düşünmesi gereken bizler asla ama asla gezmiyoruz. Başka rehberleri dinlemiyoruz. Bundan dolayı karşılaştırma da yapamıyoruz. Kendi kendine konuşan, kendini baştan iyi olduğuna ikna etmiş insanlar gibi hep aynı turları yapıp aynı ezberleri anlatıyoruz. Belki dünyanın en eski medeniyetlerine evsahipliği yapıyoruz ama kendimizden başkasını tanımıyoruz. Bu olmaz. Böyle evrensel değerlere sahip olunmaz. Bunu öğrendik.
NE GÖRDÜK? Aslında benzer sorunları yaşayan insanlarız. O kadar çok birbirimize benziyoruz ki.. böylesi kongrelerde tanıştığın insanlardan çok ama çok sey öğrenebilirsiniz. Ve acı ki yurtdışında bir kere dahi gitmemiş binlerce rehberimiz var. Bizim rehberlik öğrencilerimizi Türkiye’den başka (en azından) yakın coğrafya ülkelerine götürerek oralarda mesleğin nasıl icra edildiğini göstermemiz gerek. Bu ufku onlara kazandırmadan nasıl entellektuel olmalarını bekleyebiliriz ki. Hadi öğrenciyi geçtim on, yirmi yıllık rehber dahi olsanız kendinizden başka birisini dinlemeniz size çok şey katacaktır emin olun. Bende öyle oldu.
Bizim gibi insanlar var, kimi duyarsız mesleğine kimi çabalıyor yürekten. Kimi düşsen oralı olmaz kimi tutar gideceğin yere kadar elinden. Kimi suratsız nemrut gibi kimi güleç çeşit çeşit insan/rehber var. Nihayetinde demem o ki heryerde güzel ve çirkin insanlar var. Belki de aramızdaki fark sadece dil ve coğrafya onun dışında birbirimizin benzeriyiz. Yolda gruptan kopanı kollamak, zamanlama yöntemlerimizin benzerliği bu, gösterdiğimiz özen ya da özensizlik, anlatımlarımızdaki benzerlikler ya da farklılıklar.. bunları gozlemlemek çok şey katıyor insana.
Ve bir şey daha, burada el oğlunun gösterdiği ilgiyi kendi birlik başkanının göstermediğini gördük. Bunu da yazdık bir kenara çünkü o çorba soğuk içilecek vesselam.
NE KAZANDIK? 2024 yılına kadar WFTGA Tahkim Komisyonu Üyeliği kazandık. Uluslararası Işaret Dili konusunu gündeme aldırtmayı başardık. En az otuz isimle yüzyüze sohbet ve tanışma fırsatı bulduk. Yüzlerce çok değerli çözüm üretecek kontak kazandık. Bizden haberdardılar şimdi daha iyi tanıyorlar. Fakat yakındır daha yakından tanıyacak, tanıyınca sevecek ve bizimle olmak isteyecekler. Bundan adım kadar eminim. Ve bence birşeyi daha geri kazandık; kendimize olan güveni. Istediğimizde tüm dünyanın takdirini kazanabildiğimizi gördük. Daha fazlasını da yapabileceğimizi olan inancı kazandık.
SONUÇ Bugüne kadar beni ortada bırakmayan kimseyi terk etmedim. Yanımda bir kişi bile oldukça bu yolu yürümeye devam edecek, bana güvenenleri sevindirecek, kimi meslektaşlarımı üzmeye devam edeceğim. Şimdi, ‘Esaret Yıllarında Istanbul’ projemizin kitabını yazmaya bıraktığım yerden devam etme zamanı.
Saygı ve sevgilerimle
Hasan Barış Partal Tarih Kültür Turizm Rehberler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı WFTGA Tahkim Komisyonu Üyesi
Life is a journey sometimes without guide. It’s quite difficult to find out the path of success to be honest. Yes, We dreamt big in Madrid by knowing that dream without goal is just dream. We know every failed experiment like we had for Istanbul is one step closer to success in the future. Now, we Turkish Guides will connect the dots and work for the next one.
On the other hand, success in the life journey depends on consistency we are aware of that. That’s why, we, as TKTC, did intend to create a worthwhile relationship between international and local guides in Turkiye that substantial investment is needed. We accept that will take some time. We did what we feel passionate about. We will do that again.
In Madrid 2022 February, I got a bit grayer there. I knew that taking risks is not just about for going a bid, it is also about knowing what we know and what we don’t know. The matter was about being open to people and to ideas which I had a lot during eight days.
I heard an old saying “you hang around the barbershop long enough sooner or later you going to get a haircut” Eventually, we will hang around WFTGA Conventions which are chances for exchanging the experience, extending the network, helping each other even if you are competitors, and seeing different guiding approaches and with their aspects.
I want to thank to all who made possible this convention in Madrid, either by creating the chance or by participating; President Aluscha, past EXBO Members, especially we shall admit that Sarah, Sebastian and Administrator Sonya, their efforts were impressive . To behalf of Spanish Guides, I want to thank Spanish Treasurer Juan Ignacio Vasquez, President Almudena, Filipe, Maria, Rosa, Eliza and many others. During our competition who shared the same dream with us, Eliza, Valeria, Grace, Roger and Japan team members I’m honoured to know you all guys. And of course i shall mention dear Turkish guides living in Madrid Aynur and Derya who stand with us in our info desk for hours. Also, I am very glad to know friends from UAE, Saudi Arabia, Albania, Greece, Cyprus, Canada, Portugal, Austria.. I am honoured to meet with my dear posttour friends; Amelie, Demetra, Wang, Helga, Pavlina, Olga, Julia, Ulrich, Ariene, Gene, Gerd, and their families.
Although there is a bunch of names to thank particularly i want to mention two more names; Steve Mcauley and Michael Dillinger. Your encouragments and valuable supports truly appreciated. Turkish Guides will remember it gratefully.
Dear fellows, my association members and I, do promise you that we will protect the legacy of WFTGA in Turkiye and will work to expand the reputation of our Federation worldwide. We will run until giving an unforgettable convention not only consist of food but also with deep history, and incomparable culture with memorable events in the future.
İstanbul’umuzun işgalden kurtuluşunun 100. yıldönümünü 2023 yılının Ekim ayında kutlayacağız. Peki, ebeveyn ve öğretmenlerin geleceği emanet edeceğimiz genç nesile o yılların sıkıntı ve önemini yeterince öğrettiğinden emin miyiz? Türkiye’nin ulusal hafızası, kurtuluşun yüceliğini farkedebiliyor mu? İşgalciler, 1918 yılının Kasım ayında “geldikleri gibi” 1923’ün Ekim ayında “gittiler”. Kent, İngiliz, Fransız ve İtalyan güçlerinin kontrolünde İşgal Kuvvetleri’ne boyun eğmişken halkın Milli Mücadele’ye katkıları ve dönemin kayda değer olaylarıyla ilgili sorulara, görsel malzeme katkısı ve yeni bir bakış açısıyla sahada cevap verilebilir. “İstanbul ne haldeydi, Istanbul’un Milli Mücadele’ye katkıları nedir ve ne suretle gerçekleşmiştir, dönemin kayda değer olayları nerelerde yaşandı?” gibi sorulara zengin görsel malzeme katkısıyla yanıt vermek gerekir. Bu gerçeklerin, profesyonel rehber tarfından akılda kalacak şekilde öykülendirilerek işlenmesi ve dilden dile anlatılacak hâle getirilmesiyle başta Istanbullular olmak üzere yurttaşlarımızın 100. yıl coşkusuna bilinç düzeyinde hazırlanması amaçlanmaktadır.
1918 Ekim ayında daha Mondros Mütarekesi’nde atılan imzanın mürekkebi kurumadan, hatta anlaşma hükümlerinin dışına çıkılarak 1918 Kasım ayında yüzlerce gemi ve sayıları 50.000’e çıkacak karma ordu tarafından İstanbul işgal edilmiştir. 16 Mart 1920’de hukuken tescillenen işgal sonucu Osmanlı Devleti fiilen tarihe karışırken Müttefikler’in elinde âdeta hükümsüz hale gelişini Milli Mücadele’ye kimisi sıcak kimisi soğuk bakan kabineler sadece izledi. Bu dönem, 6 Ekim 1923’de Türk Ordusu’nun Istanbul’u geri alışına kadar 43 ay sürdü. Programımız için planladığımız akışta, işgal öncesi ve süresince İstanbul’daki hayat şartları, ekonomik yapı, 2. Meşrutiyet sonrası teşkilatlanmayı öğrenen toplumun hiyerarşik yapısı sayesinde direniş hareketini örgütleyişiyle işgalden topykekûn kurtuluş, tam bağımsızlık amacıyla 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında öbeklenen Milli Mücadele’ye Istanbul’un katkıları ve şehirde yaşananlar, imkânlar elverdiği ölçüde “mekânlar” üzerinden anlatılacaktır. Dünyanın en güzel metropollerinden İstanbul’da her gün farkında bile olmadan gördüğümüz ve aceleyle yanından geçtiğimiz yapılar, duymasını bilene bir asır öncesinden hikayeler fısıldar. İşte bu çalışmayla amaçlanan, bu sesin duyulmasıdır: 1918-1923 yılları arasında Müttefikler tarafından paylaşılmaya çalışılan Osmanlı İmparatorluğu ve İstanbul, tam beş acı dolu yıl boyunca işgal altında yaşamak zorunda kaldı. Bu süreçte el değiştiren muhteşem yapılar, hastaneler, okullar, hâneler sorgusuz sualsiz gasp edildi. İşgal yıllarının izlerini takip edeceğimiz detayları aşağıda verilecek olan üçer saatlik turlarla bir ulusun karanlıklardan aydınlığa çıkışına tanıklık edilmesi amaçlanmaktadır. Parçalanmak ve yok edilmek istenen bir ulustan, bugünün özgür, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne nasıl gelindiği iyi anlaşılırsa, geleceğin inşası o ölçüde sağlıklı olacaktir.
İşgal
1900’lerin başında, Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’ın önce Akaretler’de ardından Şişli’deki evinde neler yaşanmış, neler planlanmıştı? Bu turda, hangi kışlalar işgal edildi, Taksim Bahçesi nerede, Talimhane ne haldeydi anlatmak istiyoruz.
Ayrıca, Gazi’nin 13 Kasım’da kaldığı oda günümüze ulaşıp ulaşmadığını, Tokatlıyan Oteli’nin zamanında casusların cirit attığı lobisinde şimdi kimlerin gezdiğini merakla dinleyeceğizi biliyoruz. Gazi’nin vals hocası Madam Corinne’in evi gerçekte hangi sokakta bulunuyordu?
Mekteb-i Sultani, Galatasaray Postanesi ve Karakolunun işgal günlerindeki akıbeti neydi? İşgalden oteller payını nasıl almış, Fransız, Venedik, Britanya, Rus, İsveç ve Hollanda Sefaretlerinde neler yaşanmıştı öğrenmek için bu tura katılabilirsiniz.
Direniş
İstanbul’un işgali süresince yaşanan direniş hareketlerini kimler, nasıl örgütlenmişti? Şehzadebaşı Karakolu neredeydi, Letafet Apartmanı kimleri ağırlamıştı hiç dinlediniz mi?
Bu turda size Celadet’in Türk halkı için ne anlama geldiğini, Dönemin Harbiye Nezareti’nin başka ne amaçlarla kullanıldığını, Bekirağa Bölüğü’ne kimlerin kapatıldığını anlatıyoruz.
Gedikpaşa’daki Türkocağı’nın İngilizlerde yarattığı ruh hali neydi Sultahmet Mitinglerinin ve Kaymakam Kemal’in idamının yarattığı endişe ne boyutlardaydı. Ayasofya’yı kimler, neden havaya uçurmayı planladı, Dar-ül Fünûn’daki kadın direnişinin nelere sebep olduğunu bilmenizi istiyoruz.
1918 sonu 1919 başında Gülhane’de filizlenen direniş tohumu Fransızları korkutmuş muydu? İşgal boyunca yaşanan kömür sıkıntısı nelere yol açtı? İhsan Pere’nin Ankara’ya ulaşmak için döşediği telgraf hattının nereden başladığını ve daha nicesini öğrenmek için bu tura katılabilirsiniz.
Boğaz
16 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a hangi iskeleden yola çıkmıştı biliyor musunuz? Peki, İşgal günü Mecliste neler yaşandığını ya da işgal süresince Yıldız ve Dolmabahçe’deki atmosferi, Enver Paşa’nın evine el koyan komutanın başına sonra neler geldiğini?
Zamanında Meclis-i Mebusan’a evsahipliği yapan Çırağan Sarayının işgal süresince ne olarak kullanıldığını, İngilizlerin koca Rumeli Hisar’ını neden havaya uçurmak istediler hatırlatmak istiyoruz.
“Boğaz boyunca hangi tabyalar işgal edilmişti?, İstanbul’un işgal edilen sanayi merkezi Çubuklu benzin depolarının yerinde bugün ne var?” gibi sorulara cevap arayacağımız turda Beylerbeyi Jandarma Okulunda neler yaşandığını, Özbekler Tekkesi’nin Anadolu’ya geçiş hareketinin merkezi durumuna nasıl geldiğini ve Kız Kulesinde kimlerin bulunduğunu bilmenizi istiyoruz.
Nihayet “Geldikleri gibi giderler” sözünün nerede söylendiğini ve daha nicesini öğrenmek için bu tura katılabilirsiniz.